Temmuz İçin Yaralı Semah ve Kemal Özer Şiiri

Yorum ekle

- Sıradışı ve evet, kötü bir yol kazasıdır. Acı kayıplar olmuş, ama toplum içinde ya da “halk” ile kolluk gücü arasında çatışmalara yol açılmadan, olay sonlandırılmıştır. Sonrası, adli mercilerin işidir.
- Ortada toplumsal ve spontan bir galeyan vardır. Bu galeyanın oluşumunda, katledilenlerin bizatihi oradaki varlıklarının ve düzenledikleri toplantının bir tahrik unsuru oluşturduğu gözden kaçırılmamalıdır.
- Olayın gerici bir kalkışma provası olduğu biçimindeki görüşler doğru değildir.
- Olay, olup-bitmiştir.
- Kayıplar, elbette her yıl ve yasalar çerçevesinde üzüntü ile anılabilirler.
- Devlet, farklı görüş ve inançlar arasında taraf tutmaz. Tüm inançlara saygılıdır ve yansızdır.

İşte, iktidarın dili dediğimiz “söylen”, böyle bir dildir. Gerçekleri böylesine örtüp, zihinleri böylesine kötürümleştirir ve kendi omurgasına yedekleyerek sürüklemeyi başarır. Oysa güç ve iktidar oyunlarının yeraltında kulaç attığı karanlık sular, Orta-Çağdan beri akıp-durmaktadır. Engizisyon döneminin ardında, aydınlanmacı, pozitif ve hümanist düşüncelerin iktidarlarını etkilemeye yönelmesi nedeniyle kilise-senyör-tüccar iktidarı vardı; sözcülüğü tanrısal iktidar adına, dinsel söylem içinde, kilise üstlenmişti. Kâinat ve varoluş hakkındaki kapalı evren inancı yerine, yol açıcı, bilimsel, Kopernik’ci görüşleri işlediği için 1600 yılında Roma’da katledilen Giordano Bruno’nun odun yığını üzerinde yakılması emrinin altında, Papa’nın mührü vardı. Sivas temmuzunun altında hangi güç ve iktidarsal oyun kurucularının imzası bulunmaktadır? Sivas’ın ardında Orta-Çağ karanlığı ve vahşeti mi vardır? Mezhep farklılığına kilitlenmiş bağnaz saldırganlığın yok edici bir hamlesi midir? Yoksa bu karanlık, egemenlik ilişkilerinin kendi görüntüsünü geriye çekip, işini tıkır-tıkır yürütebilmek için seçtiği bir ortamın karanlığı mıdır?

Peki, iktidarın dili karşısında şiirin dili ne yapar ve ne işe yarar? John Berger, şöyle der: “…korkunç canavarlıklara karşı dünyada en kesin biçimde karşı duran güç, şiirdir”. Öyleyse, müthiş bir güç olmalı. Ama biliyoruz ki şiirin gücü, günlük rutinlerimizde pek ortalarda yok. Rastlaştığımızda da görüyoruz ki şiirin yumrukları yok; tankları, uçakları ve bombaları; medyası ve emir kulu askerleri yok; işkenceci personeli de yok. Peki, şiirin gücü ne zaman ve nasıl belirir? Yine Berger’in birkaç sözcüğünü kullanırsak, “Fırtınaların saati, şiirin de saatidir”. Şiir o zaman belirir: İçimizde ve dışımızda kopan fırtınaların saatinde.. Şiirin ilk işi, “kanayan yaraya seslenmek”tir. Bu sesleniş, insan sıcaklığının, insan duyarlılığının ve omuzdaşlığın kendisidir. Ama şiirin gücü ve bu gücün kalıcılığı, bundan bir adım sonra başlayacaktır. Çünkü has şiir, örtülü gerçekleri çırılçıplak etmenin, algı aralığımızı genişletmenin, duygu ve düşüncelerimizi zenginleştirmenin, görme biçimlerimize yepyeni boyutlar eklemenin yoludur. Geri dönüşsüz bir zihinsel genişlemenin ve berraklaşmanın en seri, en kapsamlı ve en kalıcı bir silahıdır. Ve şiir, akıllı bir öfke örgütleyicisidir. Şiirin orduları, bunlardır. Tüy kadar naif, çelik kadar berk bir güç.

Evet, tam da bu noktada, Kemal Özer’in Temmuz İçin Yaralı Semah adlı yapıtına kapılarımızı açmaya hazırız demektir.

*

Kemal Özer’in tüm şiir kitaplarını, dünden bugüne, hep okudum. Kimilerini geriye dönüp, yeniden okudum. Gençliğimden beri üzerlerinde düşündüm. Son dönem, kalem oynatma cesareti de gösterdim. Bu çerçevede, kendi adıma şunu söylemeliyim: Temmuz İçin Yaralı Semah, bir başyapıttır. Hem genel anlamda, hem de Kemal Özer’in kendi şiirinde, ışıldayan bir başyapıt.

Burada Kemal Özer şiirinin özelliklerini ayrıntılı biçimde serimleyecek ve tartışacak değilim. O, ayrıca yapılan ve yapılmakta bulunan uzun bir bahis. Ama, bu kitabın neden bir başyapıt olduğunu daha iyi açıklayabilmek için, “Savaşımcı ozanlar geleneği”nin bayrağını bugün taşımakta bulunan Kemal Özer şiirine dair kısa anımsatmalarda bulunacağım.

Kemal Özer şiirine yabancılık çekmeden, aşina bir atmosfer altında girersiniz. Şiir kendi iç devinimini, gerilimlerden akan diyalektiğini, tam da buradan başlatır ve bir şimşeğin çatallanmaları gibi ilerleyerek sizi düşünsel yolculuklara ve yeni yeni farkındalıklara gönderir. Şiirde kurduğu imge çatısının altından akan ırmak, yeri, göğü, varlıkları, yaşamı ama aynı zamanda yaşamın olanaklarını ve hepimizi buluşturup, devindiren bir ırmaktır.

Kemal Özer şiirlerinde,

- Çelişkilerin altı çizilir;
- Duygu ile düşünce diyalektiğinde sözcülük, duyarlılığı içselleştirmiş düşünceye; söyleyen ile söyleyiş diyalektiğindeki sözcülük ise çağrışımlar yerine, özün biçim haline gelmişliğine bırakılır;
- İletinin yolunu kesmeyen ve saptırmayan, doğrudan, yalın bir söyleyiş yeğlenir. Somuttan soyuta, soyuttan somuta olan salınımlarda sonsöz, somuta bırakılır.
- Alımlayıcı ile, belli bir mesafe korunur. Bu mesafe hem duyarlılığın duygusallığa kaymasını önler, hem de okurun sorular sormasını ve eleştirel tutuma girmesini kolaylaştırır. Kemal Özer şiirinin kendisi de, yanıtlar vermek yerine sorular sormayı yeğler.
- Şiirde imge, bir bezek ögesi değil, yapısal bütünlüğü kuran ögelerden birisi olarak görülür. Şiirsel gerilim kurulurken birbirlerini besler ve diğer şiirsel ögelerle birlikte bir ana imgeye, ya da imge çatısına ulaşırlar.
- Uçucu umutlar yerine, gerçeğin kendisini tüm yakıcılığı ile işaretleyip-gösteren ve illaki insan bilincine erişebilmeyi öndeleyen bir tutum yeğlenir. Bu tutumun gücünü Kemal Özer’in, beynin diyalektik bütünlüğü içinde şiirin devinimsel enerjisini ve yepyeni anlam bileşkeleri kurarak ilerleyebilme özelliğini çok iyi okuyabilmiş olması sağlamaktadır.
- Sonuncu anımsatmam, bütün bu özellikleri taşıyan kurgunun, bir tür uzay geometrisi mimarisinde ve bir kuyumcu titizliği ile işlenişidir.

İşte, Temmuz İçin Yaralı Semah‘ta bu özelliklerin tümü vardır; ama bu kez daha fazlası da vardır. Nedir bu kitabı bir başyapıta dönüştüren diğer özellikler? Sanırım bunların ancak bir kısmını ifade etmeyi başarabileceğim:

1. Kemal Özer’in bu kitapta, giderek tüm şiirlerinin toplamında varmaya çalıştığı yapısal, organik bütünlük ve tüm örgünün bir ana imgeye akışını sağlamak amacı, bu yapıtta tüm diğer kitaplarından daha belirgin biçimde başarılmıştır;

2. Yapıtın bütünü, acıda ortaklaşmayı amaçlamayan, bunu zaten varsayan; bunun yerine sorumluluğun ve kararlılığın ortaklaşasını kurmaya yönelen; hüzün ve öfke titreşimlerini fona yedirilmiş bir iç musiki halinde tutarak duygusallığa, hele feryada izin vermeyen; direnme gelenek ve kültürünün ögelerini, söyleyiş özelliklerini modern şiir içinde dönüştürerek sürdüren, çağcıl bir ağıttır. Ve ağıt kavramının kendisi de dönüştürülmüş ve tümüyle devrimci bir öz ile beslenmiştir. Bu devrimci ağıt, edindiği kimliği şöylece açıklar: Bir söz diyeceksem, sesimle değil de duruşumla. Ve bu ağıt, Kemal Özer’in kendisi dahil, hepimizin suratına şamar halinde inen bir utanç ve sorumluluk belgesi, hem de bir suçüstü tutanağıdır:

Adınızla anılacak körün gözünden / perdeyi kaldıran o alev / utancın yüzü yanıp durdukça
(…)
Yalnız onları değil bu tutuşturan ateş / aynı yoldan geçip gidiyorsak bizi de

Utanç sürecektir; utancın mümkün tek yanıtı, sorumluluğu kavramak, kararlılıkla yürüyüşü sürdürmek ve “orada bulunmak”tır; diyelim, tıpkı Behçet gibi, omuz omuza, iç içe, soluk soluğa.

O yol ki, ve öyle bir yürüyüş ki,

Bir yürüyüş eyleyenlerin
yolu bu
uzak dünlerden bugüne

Görecekler sona ermezliğini
bir yangınla çıkanlar
o yolun önüne

Çünkü utancın tek yanıtı, yol durdu, ben durmadım diyebilmektir. Ve bu ağıt, bir suçüstü belgesi olmayı sürdürecektir. Suçüstünün tek olanağı, yürüyüşün varlığıdır. Yürüyüş sürecektir ve yol yeniden, yeniden kesilecektir.

Döne döne yola çıktıkça o yürüyüş
her adımda yenilenen bir suçüstü..

3. Bir başka özellik, yapıtın kurgusundaki sıradışı ustalıktır. Kurgu, yapıtın tamamını kaplayan sarmal bir ritme içirilmiştir ve kurgunun bütünü bir semah dansı, semah devinimidir, Birbirlerine dokunurcasına el ele gelen, kanat çırpan, omuz veren, tenlerini-canlarını bir eden ve sarmallaşan bir yolda semah dönüşleri ile tek bir yumruğa, tek bir alev yalımına geçişen bir devinim, yapıtın arka planında tutulan kesintisiz, yekpare bir görsellik halinde örgülenmiştir. Ki bu, şiirin diğer ögeleriyle birleştiğinde, alımlayıcı için aynı zamanda bir baş dönmesidir.

4. Öz ile biçimin; duygu ile düşüncenin; kavurucu acı ile serinkanlı kararlılığın; sorun ile sorumluluğun; söyleyen ile söyleyişin; söz ile suskunun gerilimli birliktelikler üzerinden çok üstün bir estetik yaratılmıştır.

5. Şiirindeki düşünce yoğunlaşmalarını önceden de bildiğimiz Kemal Özer’in bu yapıtı, düşünselliğin, bilgeleşmeye evrildiğini göstermektedir. Şiir açısından önemli olan, bu bilgeleşmenin, şiir dilinin olanaklarını da genişletiyor olmasıdır. Sözgelimi,

El sussa gül konuşur
gülü alınca
elin bir diyeceği olur

Eldeki gül kokusu
yola çıkınca
yolun da bir diyeceği olur

söyleyişleri, ya da

Bakılanı görünür kılan
yalnız bizi değil
kendini de görür
bize baktı mı

dizeleri, pek çok düşünürün sayfalarca kalem oynattıkları bazı felsefi konuların, şiir dilinin sınırlarının zorlanıp-olanağa dönüştürülmesi yoluyla ve ipeksi bir akış içinde sunuluşudur.

6. Sınırlı sayıdaki yetkin verimlerin dışında şiirimizin genel olarak, kendi plastiği ile oynayarak, yaşamın nabzını kaybedip-dışına düşerek, son kertede uyum ve itaat üreterek içinde kaldığı açmazlar ve dönenişler karşısında bu yapıt, şiirimizin nefes alacağı bir pencere açmaktadır.

7. Adorno, “En esaslı siyasi eser, siyaset hakkında tamamen suskun kalandır”, der. Temmuz İçin Yaralı Semah, tam da bu tanıma uyan, ama sonuna kadar politik olmayı başaran bir yapıttır. Politik şiirin slogancı şiir olduğunu, illa ki devrimci sözcük, simge ve deyişlere bulanmış şiir olduğunu zanneden gençler için de değerli bir rehberdir. Şu dizeler, yaprakları kat kat açılarak kavranılmalıdır:

Söyleyecek olduğun sözü çünkü
damarlarında taşımalıydın ey ozan

Böylece bu yapıt, toplumcu gerçekçiliğin ne anlama geldiğini, yaşamın sahici yüzü ile nasıl örtüştüğünü ve bu anlam içinde şiir için nasıl geniş olanaklar bulunduğunu da göstermektedir.

Kaynakça:

İsmail Mert Başat; “Kemal Özer ile Söyleşi”; İz / Salihli Şiir İkindileri Kırk (içinde); s. 13 vd.; 2008 Salihli
John Berger; Şiirin Saati; ç. Gönül Çapan; Adam Y.; l998 İstanbul
Kemal Özer; Temmuz İçin Yaralı Semah / Yangın Şiirleri ; Yordam Y.; 2008 İstanbul
Sennur Sezer; “l950 Sonrası Şiir ve Kemal Özer”; İz / Salihli Şiir İkindileri Kırk (içinde); s. 8 vd.; 2008 Salihli
Terry Eagleton; Estetiğin İdeolojisi; çev. B. Gözkân, vd.leri; Doruk Y.; Ankara.

Pages: 1 2

Bu yazı Blog kategorisinde bulunmaktadır. RSS 2.0 bağlantısı ile yazılan yorumları takip edebilirsiniz. Bu yazıya yorum bırakabilir yada sitenizden geri izleme yapabilirsiniz.

  1. Hiç Yorum Yazılmamış

Yorum gönderebilmek için giriş yapmanız gerekli.